Mevlana Sözleri – Mesnevi (3. Cilt – 41. Bölüm)

Mevlana Sözleri
Mevlana Sözleri

4000. Abdal kimdir? Varlığı değişmiş olan, Allah’nın değiştirmesiyle şarabı sirke kesilen! Fakat sarhoşsan kendini aslanları bile tutarım, emrime ram ederim sanıyor, sarhoşlukla aslan olduğunu zannediyorsan kendine gel, sakın ileri atılma! Allah, doğru yolu bulmamış kötü münafıklar hakkında “ Onların savaşmaları, kendi aralarında şiddetlenir” dedi. Kendi kendilerine kaldılar mı er kesilirler. Fakat savaşta evdeki karılara dönerler. O gayp askerinin başbuğu Peygamber dedi ki: “ Ey yiğit, savaştan önce yiğitlik olamaz!”

4005. Sarhoşlar, savaş lâfına kalkıştılar mı ağızlarından köpük saçarlar ama savaş kızışınca köpük gibi kalırlar, hiçbir işe yaramazlar. Bu çeşit adamın kılıcı savaş sözü olunca, uzar. Asıl savaştaysa soğan gibi kat, kat kınlara gömülür! Savaşı düşündüğü zaman gönlü, yaraları arar, saflara dalar, erlikler gösterir. Savaş zamanındaysa bucak bucak kaçar? Cefaya uğrayıp cilâlanacağı zaman kaçan, sonra da safa dileyen kişiye şaşarım doğrusu. Aşk dâvaya benzer, cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa dâvayı kazanamazsın ki!

4010. Kadı, senden şahit isterse incinme. Yılanı öp ki hazineyi elde edesin! Zaten o cefa sana değildir ki ey oğu…l sendeki kötü hulyadır. Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarını silker! Kızıp atı döven, hakikatte atı dövmez, aksak yürüyüşünü döver. Bu yürüyüşü bıraksın da iyi yürüsün, rahvanlaşsın der. Üzüm suyunu şarap olsun diye hapis edersin ya…

4015. Birisi bir yetimi dövse gören der ki: O yetimceğizi neye dövüyorsun. Allah’dan korkmuyor musun? Döven de “ Canım, dostum, ben onu ne vakit dövdüm ki? Ben, ondaki Şeytan’ı dövüyorum” der. Annen, sana “ geber” dese bu sözüyle kötü huyunun, kötülüğünün gebermesini ister. Edebden, terbiyeden kaçanlar, erliğin yüz suyunu da dökerler, erlerin yüz suyunu da! Bunlar, kendilerini kınayanları da savaştan döndürürler… nihayet böyle rezil ve kahpe bir halde kala kaldılar.

4020. Herzevekillerin herzelerini, manasız sözlerini saçma gururlarını az dinle, bu çeşit adamlarla savaş safına girme. Allah, bunlar hakkında “ Onlar size uyunca sayınızı çoğaltmazlar, ancak aranıza nifak sokar, hile ve fesadı çoğaltırlar” dedi. Er olmayan kaypak arkadaşlara uyma, çevir onların yaprağını! Çünkü onlar sizinle yoldaş olurlarsa gaziler de saman gibi içsiz bir hale düşerler. Size uymuş görünür, sizinle beraber safa girerler ama sonra kaçarlar, safı da bozar perişan ederler. Bu çeşit adamdansa… münafıklardan pek kalabalık kişinin size uymadansa azlık asker daha iyi.

Mevlana Sözleri

4025. Az, fakat adamakıllı olmuş güzel badem, acımış, kötü fakat çok bademden iyidir elbette. Suret bakımından acı da birdir, tatlı da… fakat hakikatte bunlar birbirine zıtdır, ikidir. Kâfir, o âlemin varlığından şüphe eder, dirileceğini ummaz. Bu yüzden gönlünde korku vardır. Yola düşüp gider ama bir konak bile bilmez. Gönlü kör olan adam, korka korka adım atar. Yolcu, yol bilmezse nasıl gider? Tereddütlerle, gönlü kanlarla dolu olarak!

4030. Birisi “ Hay adam hay… yol, burası değil ki!” dese korkusundan hemen oracıkta duruverir. Fakat gönlüyle hakikati duyan, yolu bilen kişinin kulağına hiç öyle hay huylar girer mi? Şu halde bu deve yüreklilerle yoldaş olma. Çünkü onlar, darlık ve korku zamanında kayboluverirler. Onlar, lâf da Bâbil sihrine maliktirler, her şeyi yapar, çatarlar ama iş dara geldi mi kaçar, seni yapayalnız bırakıverirler! Kendine gel ve züppelerden savaş umma. Tavus kuşlarından av avlama hünerini bekleme!

4035. Tabiat tavus kuşuna benzer, sana vesveseler verir, saçma sapan söylenir durur; nihayet seni yerinden yurdundan eder. Şeytan’ın, Kureyş kabîlesine “ Ahmed’le savaşa girişin, ben de yardım eder, size yardım etmek üzere kabîlemi getiririm “ demesi, iki saf karşılaşınca da onları bırakıp kaçması Şeytan gibi… o da asker içine girdi, yüzün biri oldu, “ Ben size yardımcıyım” dedi, onlara afsun okudu, onları aldattı. Fakat Kureyş, onun sözüne uyup hazırlanarak iki ordu karşılaşınca, Müminlerin saflarında melek askerlerini gördü… Sizin görmediğiniz o gayp askerlerinin saf kurduklarını görünce canı, korkudan bir ateşgede kesildi.

4040. Ayağını gerisin geriye çekmeye başladı. “ Ben pek kalabalık bir ordu görüyorum. Allah’dan korkarım ben, o bana yardım etmez. Çekilin gidin… ben, sizin görmediğinizi görüyorum” dedi. Hâris dedi ki: “ Ey Suraka, neden dün böyle söylemiyordun?” Suraka şekline girmiş olan Şeytan “ Şimdi savaşın başlamak üzere olduğunu görüyorum” dedi. Hâris, “ Sen, ancak Arapların hor hakir bir topluluğunu görmektesin. Bundan başka bir şey görmüyorsun ama ey aşağılık herif, o zaman lâf zamanıydı, şimdi savaş zamanı.

4045. Dün ben dayanır, ayak direrim, size yardımda bulunurum, bu suretle de üst gelirsiniz diyordun. A melûn, dün ordu kumandanı kesilmiştin, şimdi namertleştin, bayağılaştın, korkaklaştın. Senin sözüne kandık da geldik… bu belâ tuzağına düştük” dedi. Hâris, bu sözleri söyleyince o melûn bu azardan kızdı, hiddetlendi. Bu sözlerden gönlü dertlendi, kızgınlıkla elini, Hâris’in elinden çekti.

4050. Göğsünü döverek kaçıp gitti; o biçarelerin kanını da bu hileyle döktü. O, bunca âlemi yıktı, harap etti de sonra “ Ben sizden değilim” dedi. Meleklerin heybetini görünce Hâris’in göğsüne bir yumruk aşk edip yere yıktı, kaçıverdi! Nefisle Şeytan, ikisi de birdir… surette kendisini iki gösterdi. Melekle akıl da birdir, himmeti var da onun için iki suret oldu.

4055. İçinde, aklı alan, cana da düşman, dine de düşman olan böyle bir düşmanın var. Bir an kertenkele gibi saldırır… derken hemencecik bir deliğe kaçıverir. Gönlün de nice delikler var. Her delikten baş çıkarıp durmada! Şeytanın insanlardan gizlenmesine, bir deliğe girip saklanmasına “ Hunus” derler. Onun gizlenmesi de kirpinin büzülüp gizlenmesine benzer. Kirpi büzülür de kafasını çıkarır, tekrar gizler ya… o da öyle işte.

4060. Allah, Şeytan’a “ Hannâs” dedi. Şeytan, kirpinin kafasına benzer. Kirpi, kötü avcıdan ürker de büzülür, başını gizler. Fırsatını bulunca başını çıkarır… bu hileyle yılanı bile zebun eder. Nefis senin iç âleminde yolunu kesmeseydi bu yol kesiciler, sana el atabilirler miydi? Seni kötü şeylere sevkeden şehvetten, o gizli memur yüzünden gönül, hırsa tamaha, âfete esir olmuştur.

4065. O gizli memur yüzünden hırsız oldun, kendini berbat ettin de nihayet bu görünen memurlar, seni kahretmek için yol buldular. Hadisteki şu güzel öğüdü duy; Düşmanlarınızın en kuvvetlisi, içinizdedir! Bu düşmanın palavrasını dinleme kaç ondan… çünkü o da inatta İblis’e benzer. Dünya sevgisi, dünya geçimine savaşma yüzünden sana o ebedî azabı ehemmiyetsiz gösterir. Ölümü bile ehemmiyetsiz bir hale getirirse bunda şaşılacak ne var ki? O, sihriyle bunun gibi yüzlerce iş yapar!..

4070. Sihir, bazen sanatla samanı dağ gösterir…bazen dağı saman! Gözbağcılıkla çirkinleri güzelleştirir, güzelleri, çirkin bir şekle sokar. Sihrin hali budur; afsunlar, üfürür, her an hakikatleri başka bir şekle çevirir. Bir an gelir, insanı eşek gösterir… bir an gelir eşeği şaşılacak bir adam şekline bürür! İşte senin içinde böyle bir sihirbaz gizlidir. Vesveselerde daimî bir sihir kudreti vardır!

4075. Fakat bu sihirlerin hüküm sürdüğü âlemde öyle sihirbazlar da var ki sihirlerin hükmünü gideriverirler. Bu kuvvetli zehrin bittiği ovada tiryak da bitmiştir ey oğul! Tiryak, sana “ Gel, beni kendine siper et… ben, sana zehirden daha yakınım. Onun sözü sihirdir, seni yıkar harap eder… benim sözüm de sihir ama onun sihrini defeder” der! Konuk öldüren mescide konuklamak isteyeni menetmeye kalkışanların tekrar ona öğüt vermeleri “ O güzel yiğit, o Peygamber “ Sözde sihir hassası var” dedi, doğru da söyledi.

4080. Ey kerem sahib,i kendine gel, yiğitlik taslama, mescidimizi de töhmet altında bırakma, bizi de! Bir düşman düşmanlığından bir söz söyler… bir alçak, yarın bize bir ateştir salar… Onu zalimin birisi boğdu, mescidi de kurtulmak için bahane etti. Mescidin adı çıkmış zaten. O da konuk, mescitte konukladı da öldü derler, ben de kurtulurum dedi, diyebilir. Ey canı pek adam, bizi töhmet altında bırakma… zaten düşmanların hilelerinden emin değiliz.

4085. Hadi yürü, yiğitliğini bırak, bu ham sevdayı pişirmeye kalkışma. Zuhal yıldızı arşınla ölçülemez! Senin gibi çokları bahttan, talihten dem vurdular ama sonunda birer birer, tutam tutam sakallarını yoldular! Aklını başına al da bu dedikoduyu kısa kes, yürü git… kendini de vebale sokma, bizi de!” Konuğun, onlara sırtına Sultan Mahmud’un davulu konmuş ve nöbet vurulması âdet olmuş deveyi bile defle kuşları kaçıran ekin bekçisinin kaçırdığını anlatarak misal getirmek suretiyle cevap vermesi Dedi ki: “ Dostlar, ben bir Lâhavle’yle ürküp kaçacak şeytanlardan değilim. Bir çocuk, ekin bekçiliği yapar ve yanındaki defi çalarak kuşları kaçırırdı.

4090. Kuşlar, o küçücük defin sesini duyup tarladan kaçarlar, ekinler de zararlı kuşlardan kurtulurdu. Kerem sahibi Sultan Mahmud’un yolu, o taraflara düştü, koca otağı o civara kuruldu. Gökteki yıldızlar kadar çok , talihleri aydın, saflar yaran, ülkeler alan ordusuyla oraya kondu. Bir de horoz gibi önde giden esrik bir deve vardı ki nöbet davulunu sırtına yüklemişlerdi. Nöbet, gidişte de onun sırtında vurulurdu, gelişe de.

4095. O deve, tarlaya giriverdi. Çocuk, ekinleri korumak için o küçücük defi çalmaya başladı. Bir akıllı kişi, çocuğa dedi ki: “ Def çalıp durma. O esrik deve, zaten davul taşıyan deve… o sese alışmış. A çocuk senin bu defceğizin ona vız gelir. O, bu defin yirmisi kadar olan koskocaman nöbet davulunu taşıyor! Ben de Lâ kılıcıyla kurban olmuş bir âşığım. Canım, belâ davulunun nöbet vurulduğu yer! Sizin bu tehditleriniz yok mu… bu gözlerin gördüğü şeylere karşı ancak bir defceğizin gümbürtüsünden ibaret!

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*